Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında, İstanbul Fizik Tedavi Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nilgün Erten, Parkinson hastalığı hakkında önemli bilgiler paylaştı. Dr. Erten, Parkinson’un genellikle ileri yaşlarda görüldüğünü, 50 yaş altı bireylerde nadir rastlandığını belirtti. 60 yaş üstü kişilerde görülme sıklığı yaklaşık yüzde 1 iken, 85 yaş üstünde bu oran daha da artıyor. Ayrıca erkeklerde kadınlara göre yaklaşık iki kat daha fazla görülüyor.
Parkinson hastalığının en önemli risk faktörünün yaş olduğunu vurgulayan Dr. Erten, son yıllarda keşfedilen ‘LRRK2’, ‘a-sinüklein’ ve ‘parkin genleri’ gibi mutasyonların da hastalık riskini artırdığını ifade etti. Tarım ilaçları, endüstriyel toksinler ve ağır metaller gibi çevresel toksinlere maruz kalmanın da Parkinson gelişiminde önemli bir risk faktörü oluşturduğuna dikkat çekti.
Parkinson hastalığının, beyinde dopamin üreten hücrelerin kaybından kaynaklandığını belirten Dr. Erten, dopaminin beyin hücreleri arasındaki bağlantıları sağlayarak hareket kontrolünü düzenlediğini açıkladı. Bu kontrol sayesinde duruş, yürüyüş ve yazı yazma gibi ince motor becerilerinin korunduğunu, dopamin eksikliğinin ise hareketlerde yavaşlama, titreme ve denge kayıplarına yol açtığını söyledi.
Parkinson tedavisinin kişiye özel olduğunu vurgulayan Dr. Erten, hastanın belirtilerinin tipine ve şiddetine göre tedavi planlaması yapıldığını belirtti. Tedavide temel prensibin öncelikle ilaç tedavisi olduğunu, ilaç tedavisinden yeterli fayda sağlanamayan hastalarda cerrahi tedaviye başvurulduğunu ve her hastaya özel destekleyici tedaviler uygulandığını ifade etti. Titremesi ön planda olan hastalarda farklı ajanlardan yararlanılabildiğini, motor donma sorunu yaşayan hastalar için cilt altına enjeksiyon şeklinde uygulanan ilaçların da mevcut olduğunu ekledi.
Parkinson’un ilk motor bulgularının genellikle istirahat halinde el titremesi, hareket ve konuşma hızında yavaşlama şeklinde ortaya çıktığını belirten Dr. Erten, bu bulguların genellikle vücudun tek bir tarafında başladığının altını çizdi. Hastalığın ilerlemesiyle birlikte, yürürken kolları iki yana sallayamama, mimik kaybı (maske yüz), göz kırpma sayısında azalma, öne eğik duruş, yavaş ve küçük adımlarla yürüme, sık düşmeler, donup kalmalar, yutma güçlüğü, kabızlık, cinsel işlev bozuklukları, ciltte yağlanma artışı, depresyon, psikoz, halüsinasyonlar, gündüz aşırı uyku hali, dürtü kontrol bozukluğu ve bunama gibi belirtilerin ortaya çıkabileceğini söyledi.
Son yıllarda Parkinson hastalığının cerrahi tedavisinin daha sık uygulandığına dikkat çeken Dr. Erten, bu cerrahinin amacının beyinde aşırı aktif olan bölgelerin aktivitesini azaltmak olduğunu belirtti. Bu amaçla ilgili bölgelerin yakılarak işlevlerinin baskılanması veya elektrot yerleştirilerek pil aracılığıyla aktivitelerinin düzenlenmesi gibi yöntemlerin kullanıldığını açıkladı. Cerrahi müdahalenin, ilaç tedavisinden fayda gören ancak ilaçların yan etkileri veya etki dalgalanmaları nedeniyle yeterli tedavi alamayan hastalar için uygun bir seçenek olduğunu ifade etti.
Destekleyici tedavide fiziksel rehabilitasyonun büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Erten, hastalara düzenli egzersiz yapmalarını önerdi. Ayrıca ağrı, gündüz uykululuğu, sindirim sistemi yavaşlaması, REM uyku davranış bozukluğu, kabızlık ve depresyon gibi motor dışı belirtilerin tedavisine de değindi.