Yeni Ahit’teki “cehennem” terimi, Kudüs’ün Hinnom Vadisi’nden geliyor. Antik İsrailliler, çocukları burada Ammon tanrısı Moloch’a kurban ediyorlardı. Bu korkunç ayinler, “cehennem ateşi” kavramının teolojide yer almasını etkiledi.
Cehennemin Dipsiz Kuyusu: Hekla
Orta Çağ’da Hekla Yanardağı, Hristiyan inanışında cehennemin kapılarından biriydi. Bulutlu zirvesi nedeniyle “pelerin benzeri” olarak adlandırılan Hekla, 1104’teki patlamasıyla korkuları artırdı. Patlama, İzlanda’nın yarısını kül ve taşlarla kapladı. 16. yüzyıl akademisyeni Caspar Peucer, Hekla’yı “cehennemin dipsiz kuyusu” olarak tanımladı.
Kurban Kalıntılarıyla Dolu: Xibalba
Maya teolojisinde “Xibalba” cehenneminin girişi, Belize’deki bu mağaradaydı. Mağara, çocuk kalıntıları dahil olmak üzere çok sayıda insan kurbanının kalıntılarıyla dolu. Arkeologlar, bu kurbanların Maya İmparatorluğu’nun çöküşü sırasında kuraklıktan dolayı tanrıları yatıştırmak için sunulduğuna inanıyor. Xibalba, kan nehirleri ve şeytanlarla dolu bir yeraltı labirenti olarak tasvir edilir.
Dünyanın Sonu: Station Island
İrlanda’daki Station Island, eskiden dünyanın sonu olarak kabul ediliyordu. Efsaneye göre, İsa bu mağarayı St. Patrick’e göstererek Hristiyanlık mesajını yayma görevi vermişti. Ruhsal uyanış için duman solunması gerektiğine inanılıyordu. Bu hikaye, Batı Avrupa’da araf kavramını fiziksel bir yere dönüştürdü.
Türkiye’de Bir Cehennem Kapısı: Hierapolis
Antik Yunan şehri Hierapolis, hem fiziksel hem de sembolik olarak ölümün kapısıydı. Bugünkü Türkiye’nin Pamukkale bölgesinde bulunan bu şehrin “Plüton Kapısı” isimli mağarası, hayvan kurbanlarının götürüldüğü bir yerdi. Antik filozof Strabon, mağaradan çıkan zehirli gazların hayvanları anında öldürdüğünü yazdı. 2013’teki kazılar, mağaranın karbon dioksit gazıyla dolu olduğunu ve küçük hayvanların ölümüne neden olacak kadar yoğun olduğunu ortaya çıkardı.