Ümit Kıvanç’ın Bekle Dedim Gölgeye, Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken, Ali Şanverdi’nin Bekle Beni ve Vedat Türkali’nin Bekle Bizi İstanbul eserlerinin ortak noktası “beklemek” teması. Peki, beklemek üzerine neler söylenmiş?
Bazıları, “Ne hasta bekler sabahı, ne taze ölüyü mezar, benim seni beklediğim kadar,” derken; diğerleri “Gelmeyeceğini bildiğin birini beklemek, cehennemin ta kendisi” diyerek beklemenin acısını dile getirmiş. “Beklemek, şairin ve aşığın görevidir” diyenler de yok değil. Hatta “Ben seni beklemeyi sevdim. Bu yüzden ister gel ister gelme,” diyerek bekleyişin kendisine anlam yükleyenler de var. “İkimiz de yıllarca istikrarlıydık. Ben ne olursa olsun onu bekledim, o da ne olursa olsun gelmedi,” cümlesi ise bekleyişin trajikomik yanını ortaya koyuyor. “Şair bir şeyi söylemeyi unutmuş. Sadece ayrılık değil, beklemek de sevdaya dahil,” diyen bir başka ses, sevdanın özüne dikkat çekiyor. Bekleyişin boyutunu anlatan “Dağlar yerlerinden oynasa da, kıyametler kopsa da, denizler taşıp çöllere ulaşsa da, sen beklemekten vazgeçemem,” sözü ise kararlılığın zirvesini temsil ediyor. “Sessiz sedasız bekliyorum dönüşünü, unuttum sanma seni” ve “Sen cehennem dersin, ben beklemek” cümleleri ise bekleyişin sessiz çığlığını duyuruyor. “Bir filmin içinde ben varsam, o filmden mutlu son bekleme” diyen ise, kendi kaderine isyan ediyor. Kimi “Beklemek Mecnun yapar insanı, gelmemek ise Leyla” derken; kimi de “Seni kör kuyuların dibinde, güneşin yeniden doğmasını bekler gibi bekliyorum,” diyerek umudunu koruyor. Son olarak, “Beklemek değildir insanı yoran, kalbinin ve beyninin içinde sadece kendi sesini duymaktır asıl yorucu olan,” cümlesi beklemenin psikolojik boyutunu irdeliyor.
Kavuşmayı beklemek ise bambaşka bir duygu… “Mecnun çöllere düştüğünde, Ferhat dağları deldiğinde, Kerem yanıp kül olduğunda kavuştu sevgilisine” sözü, kavuşmanın bedelini vurguluyor. “Aşıklar için iki tür felaket vardır: 1- Sevdiği kişiye kavuşamamak 2- Sevdiği kişiye kavuşmak” cümlesi ise kavuşmanın daima mutlu sonla bitmediğini ima ediyor. “Ey sevgili! Sana kavuşmayı beklemek, sana kavuşmak kadar güzel” diyenler, bekleyişin güzelliğini savunurken; “Yine buluşuruz. O zaman sonsuz bir bahar gelir, güneş batmamak üzere doğar” diyenler kavuşma anının büyüsünü tasvir ediyor. “Sabret. Bu dünya da olmasa da sonsuzlukta mutlaka kavuşacağız seninle,” sözü ise umudun ve inancın gücünü yansıtıyor. “Seni yeniden göreceğim zamanı hayal ettiğimde, kalbimde bir kul kanatlanıp uçuyor” ve “Seni öyle çok hayal ettim ki, artık gerçek oldun. O nedenle artık kavuşmasak da olur” cümleleri, hayalin ve gerçekliğin iç içe geçtiği anları anlatıyor. “Sana kavuşmayı beklemek, sınavların en zoru!” ve “Sana kavuşamazsam eğer, ya Mecnun gibi çöllere, ya Ferhat gibi dillere düşerim” sözleri, kavuşma özleminin yoğunluğunu ifade ediyor. “Bekle beni sevgilim! Öyle bir günde geleceğim ki aklındaki şüpheler sevince, içindeki korkular mutluluğa dönüşecek” cümlesi umut dolu bir bekleyişi tasvir ederken; “Sana özlemim bitmeyen bir gecedir sevgilim… Sana kavuşmak ise batmayan bir güneş olacak” ve “Cehennemden azat et artık beni, gel kavuşalım artık,” cümleleri kavuşmanın özlemini haykırıyor.