Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, gülmenin sadece eğlenceli bir tepki olmadığını, aynı zamanda öğrenilebilen bir beceri olduğunu belirtiyor. Gülmenin bulaşıcı etkisinin arkasında ayna nöronlar ve empati mekanizmaları olduğunu ifade eden Güven, “Gülmek, stresle başa çıkmayı kolaylaştırır, ilişkileri güçlendirir ve içsel dengeyi destekler” diyor ve hayatımızda mizaha yer açmanın önemini vurguluyor.
Bulaşıcı Bir Etki
Güven, “Gülmek bulaşıcıdır” ifadesinin güçlü bir psikolojik ve nörobilimsel temeli olduğunu belirtiyor. İnsan beyni, özellikle ayna nöron sistemi, başkalarının duygularını ve davranışlarını algılayıp taklit etmeye yatkın. Birinin gülüşünü gördüğümüzde, beynimizde aynı kasları harekete geçiren bölgeler uyarılıyor ve biz de istemsizce gülüyoruz. Bu süreç duygusal bulaşma yoluyla da işliyor. Tıpkı ağlamanın ya da esnemenin yayılması gibi gülme de çevreye yayılarak ortak bir ruh hali yaratıyor. Otomatik taklit davranışı da bu durumun temelinde yer alıyor. Beynimiz başkalarının mimiklerini fark ettiğinde, bilinçdışı düzeyde onları taklit etmeye eğilimli. Güven, tüm bu mekanizmalar bir araya geldiğinde, gülmenin neden bu kadar bulaşıcı olduğunu ve insan ilişkilerinde neden bu kadar güçlü bir rol oynadığının anlaşılabileceğini ifade ediyor.
İnsanları Birbirine Yakınlaştırıyor
Bu mekanizmanın empati kurma becerimizin bir parçası olduğunu aktaran Güven, gülmenin insanları birbirine yakınlaştıran ve grup içi sosyal bağları güçlendiren evrimsel bir işlevi olduğunu da sözlerine ekliyor.
Keyif Almayı Yeniden Öğrenin
Gülmenin sadece bir tepki değil, aynı zamanda öğrenilebilen bir beceri olduğunu belirten Güven, çocukların yetişkinlere göre daha çok güldüğüne dikkat çekiyor. Çocuklar, dünyayı keşfetme sürecinde merak, oyun ve hayal güçleriyle dolu oldukları için günde yüzlerce kez gülebilirken, yetişkinler artan sorumluluklar, stres ve toplumsal baskılar nedeniyle bu doğal eğilimi zamanla kaybediyor. Güven, çocukların anın tadını özgürce çıkardığını, bu içsel neşeyi geri kazanmak için mizahı ve oyunu hayatımıza daha bilinçli bir şekilde dahil etmemiz, küçük şeylerden keyif almayı yeniden öğrenmemiz ve kendimize ve çevremize karşı daha esnek ve şefkatli olmamız gerektiğini belirtiyor.
Zorla da Olsa Gülümseyin
Sahte bir gülümsemenin bile beynin mutlulukla ilişkili bölgelerini, özellikle dopamin ve serotonin gibi “iyi hissetme” hormonlarını etkileyen sistemleri harekete geçirebildiğini belirten Güven, psikolojide buna “geri bildirim hipotezi” dendiğini söylüyor. Yüz kaslarımızı gülümseme pozisyonuna getirdiğimizde, beynimiz bu kas hareketini mutlulukla ilişkilendirerek, gerçekten mutlu olmasak bile ruh halimizi olumlu yönde etkileyebiliyor. Zorla da olsa gülümsemek stres hormonlarını azaltabilir, kalp atış hızını dengeleyebilir ve zamanla içsel bir rahatlama sağlayabilir. Güven, bu nedenle “mış gibi yapmak” bazen düşündüğümüzden daha etkili olabileceğini, bedenimizle verdiğimiz sinyallerin zihinsel ve duygusal durumumuzu şekillendirebileceğini ifade ediyor. Özellikle zor zamanlarda bilinçli olarak gülümsemeye çalışmak, ruhsal dengeyi korumada küçük ama güçlü bir adım olabilir.
Gülme Reçetesi
Güven’in gülme reçetesi ise şöyle: