Bugun...
Reklam
BÜYÜK RESME BİR BAKIŞ


MURAT BOYACI
muratboyaci@noktabursa.com
 
 

BÜYÜK RESME BİR BAKIŞ

 

 

 

    Dünya bir kaosun içinde. Kaosun merkezinde de coğrafyamız var. Bu yüzden bu karmaşık konjöktürün bütün sıkıntılarını derinden hissediyoruz. Biz sıradan insanlar ne olup bittiğini kavramakta zorlanıyoruz.

    Tarih boyunca gerçekleşen sosyal ve siyasal olayları ekonomik bir perspektif ortaya koymadan tam olarak anlayabilmek mümkün olmuyor. Diğer bir deyişle, finans, maddi kaynaklar, enerji kaynakları, emtia arz-talep dengeleri, ekonomik krizler v.s. gözönüne alındığında sosyal ve siyasal olaylara daha gerçekçi bir çözümleme imkanı ortaya çıkıyor.

    2008 büyük ekonomik krizi ile içinde bulunduğumuz politik kargaşa ve savaş ortamının arasında gözardı edilemeyecek mutlaka bir ilişki var. 2008 ekonomik krizi, 80'ler ile hız kazanan soğuk savaşın bitişiyle tırmanan “neoliberal dönemin” ortaya çıkardığı bir kriz olarak düşünülebilir. Bu döneme “neoliberal dönem” adını verenler yine konunun uzmanı ekonomist ve iktisatçılar. “5. Dalga” da deniliyor.

    5.Dalga kavramı, Rus ekonomist Nikolay Kontradieff'in 20.y.y. Başında ortaya attığı teze dayanır. Kontartieff, kapitalizmin ortalama 50 yıllık döngülerle bir zirve ve bir dip yaşadığını, her dip ve ardından yeni bir yükselme sırasında büyük ve kaotik sosyal ve siyasal olayların da beraberinde yaşandığını ortaya atmıştır. Başlangıç olarak 1789 Fransız Devrimi'ni alır. 1920'lerde görüşünü ortaya attığında 1789'dan itibaren 3 dalga tanımlar. Görüşlerini takip eden ekonomist ve iktisatçılar; 2.Dünya Savaşından 80'lere kadar “Sosyal Refah Devleti Dönemi” ve 80'ler den günümüze “Neoliberal Dönem” olmak üzere iki dalga daha tanımlayıp 5.Dalgalı bir süreç ortaya koyarlar. Kontratieff Dalgaları adıyla anılan bu teze dayalı değerlendirmelerde bulunan uzmanlara göre 5.Dalganın sonuna 6.Dalganın başlangıcına yaklaşmaktayız. 2008 ekonomik krizi, Arap Baharı, Ortadoğu'da küresel güçlerin dahil olduğu savaş, bu savaşın uzantısı olarak Avrupa içlerine kadar uzanmış terör ve mülteci krizi, uzakdoğuda Kuzey Kore ile yaşanan gerginlik, Çin'in hızlı bir silahlanma sürecine girip A.B.D. ile bölgesel ve küresel çıkar çatışmasına sürüklenmekte olması, bu kaotik değişim sürecinin işaretleri olarak kabul edilmekte. Son zamanlarda bir medeniyet projesi olarak ortaya çıkmış Avrupa Birliği'nden İngiltere'nin ayrılma yoluna girmesi ve AB'nin dağılma riskinin yükselmesini de 5.Dalaganın bitişini temsil eden olaylar silsilesinin içine dahil edebiliriz.

    İçinde bulunduğumuz ve sonuna yaklaşmakta olduğumuz Neoliberal Dönem'in temel karakteristiği şunlardır. Ulus Devlet yapıları (yasa,yönetmelik ve organizsayon şekilleri) serbest piyasa koşullarına uygun, özellikle de küresel şirketlerin rahat hareket edebileceği şekilde düzenlendi. Eğitim ve sağlık gibi hayati önemi olan sahalarda bile devlet kontrolü azaltılıp, özel sektöre teslim edildi. Şirketlerin, devlet organizasyonlarından daha etkili olacağı kabul edildi ve birçok kamu hizmeti  başta madenler, limanlar, ulaşım ve enerji üretim tesisleri gibi devlete ait işletmeler özelleştirildi.

    Bu maddeler tanıdık gelmiş olabilir, çünkü ülke olarak biz de bu trene bindik ya da binmek zorunda bırakıldık. Özgürlük ve küreselleşme söylemleriyle ortaya çıkan neoliberal dönem, karşılığı olmayan paranın dünyayı dolaştığı, olmayan emtianın ve değerlerin bilgisayar ortamındaki piyasa ekranında alınıp satılarak, bir nevi sanal tiacaretle birilerinin para kazanırken, birilerinin de soyulduğu tuhaf bir ekonomik düzen ortaya çıkardı, en sonunda da bu tuhaflıkla şişen balon 2008 kriziyle patladı. Zenginler daha zenginleşti, fakirler daha fakirleşti.

    Gelinen noktada, kontratieff dalga teorisyenlerinin yeni dönem 6. dalganın nasıl olabileceğine dair öngörüleri var. Marks'ın ve sosyal refah devletinin fikir babası Keynes'in görüşlerinin belli yönleriyle gündeme gelerek vahşi kapitalizmin ehlileştirileceği, sosyal adaletin, refahın daha adil paylaşımının olduğu, hümanist, barışcıl ve aydınlanmacı bir dönemin başlayacağını öngörüyorlar.

    Savaşın, kanın ve gözyaşının oluk oluk aktığı bir dünya manzarasında, bunların biteceği izlenimiyle ilk başta kulağa hoşgelen bu öngörülere de kuşkuyla bakmalıdır. Bugüne kadarki tarihi deneyimler göstermiştir ki hümanizm ve barış söylemleri altında hangi kültür ve inanç değerlerimize sistemli bir saldırı başlayacağını düşünmek zorundayız. Yeni Dünya Düzeni masallarının altındaki “yeni tek dünya dini” tasarımlarını da emperyalist zihniyetin yeni döneme hazırlığı olarak düşünmek gerekir. Türk Milliyetçiliği ve İslam Dini'nin yani bizi biz yapan değerlerin ve bunlar üzerinden ulus devlet yapımızın batılı düşünce kuruluşlarında sinsice hazırlanmış hangi görüşlerle yıpratılmaya çalışılacağını şimdiden öngörmek ve savunma hatları oluşturmak zorundayız. Yoksa on yıla kalmadan yine hazırlıksız yakalandığımız ve küresel büyük sermaye gücünün de sahibi küresel düzen tasarımcılarınca  bize yeni dönemin değerleri diye empoze edilen yeni tartışmaların içinde birbirimizle kavga eder halde kalmamız muhtemeldir. İster 5. dalgada olalım ister 6. dalga dönemine girelim, Milli reflekslerin uyanık kalması için milliyetçilik önemlidir. En yakında 15 temmuz gecesi  ulusal bir tehdit karşısında bu refleksin ne kadar önemli olduğunu canlı olarak gördük. Tankların altına yatan canını veren kahramanların yanında iç siyasetin muhalif çizgisini terk edip en süratli şekilde doğru tavrı takınanlar milliyetçi damarı canlı olanlar oldu. Soğuk Savaş döneminde milliyetçiliğin bir burjuva ideolojisi olduğu çarpıtmalarıyla, neoliberal dönemde de ulus devletlerin sonunun geldiği propagandasıyla bu damarı zayıflatmaya çalıştılar, yeni dönemde de hümanizm karşıtı bir siyasi eğilim olarak karalamaya çalışmaları muhtemeldir. Attila İlhan bile şu tespiti yapmıştır : “Kuvay-i Milliye hareketini başlatan ve Kurtuluş Savaşını örgütleyenler Türkçülerdir.” Tam da bu yüzden milliyetçilik küresel çetenin kendileri için tehdit ve risk kaynağı gördükleri değerler bütünüdür.

    Bugünkü oluşan toplumsal fay hatlarını ve bu hatlar üzerinden kamplaşma ve tartışmaları da kahrolası küresel üst akılların on yıllar öncesinden planladığını ve uyguladıklarını unutmayalım. Milli ve yerli gerçek aydınlarımıza, akademisyenlerimize büyük sorumluluk düşüyor ve kendilerine gazete ve televizyonlarda daha çok yer verilmelidir diye düşünüyorum. Küresel planlayıcıların tezgahlarına karşı toplumsal bilinci sağlayıp, milletçe ortak toplumsal savunma hattımızı ortaya çıkarmanın temel yolu da bence budur. Yoksa bizim gibi memleket sevdasından ve kaygısından uzmanlık alanı dışında kalem oynatmak zorunda kalan amatörlerin, yarım entellektüellerin sesleri böyle bir toplumsal bilinç oluşturmak için cılız, etkisiz sesler olarak kalmakta. Bu sütunlardan uzmanlık alanımız olmayan bu tarz konulara yetersiz bilgimizle haddimiz olmadan değinmek zorunda kalıyorsak, Yerli ve Milli bir başka deyişle Türk Milliyetçisi aydınlarımıza, akademisyenlerimize medyada yeteri kadar yer verilmediği ve o boşluğu yanlış sesler dolduracak kaygısındandır.





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI